DOLAR: 2.09 TL
EURO: 2.82 TL

Bilim Tarihi

8 ay önce
58 kez görüntülendi

Bilim Tarihi

 

Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi

Birçok sosyolog ve antropolog ilkel toplumlarının büyücülerini ilk bilimciler olarak kabul ederler. Ancak insanlık tarihinde bilimin başlangıcı olarak yazınında bulunduğu Mezopotamya ve Mısır uygarlığı kabul edilir. Bu dönemde özellikle geometri, matematik ve astronomi tarımsal üretimin gerek duyduğu bilgileri pratik olarak çözümlemiştir. Başlangıcında bilim pratik amaçlara dayanıyordu, bir de din adamları sınıfına. Yani bilgiler din adamlarının tekelinde bulunuyor bir anlamda ilkel büyücülük sürüyordu. Bölük pörçük bilgiler vardı ama belli bir sistematiği henüz yoktu bilimlerin.

Bilimsel çalışmaların pratik kaygıların ötesine geçişi; Ege uygarlığı ile gerçekleşti. Tam da Felsefenin doğduğu çağa. Bu dönemde matematik, geometri ve astronominin yanına fizik ve biyolojiyi ve simya biçimi ile kimyayı da eklemek olası. Ancak bu dönemin tabiat (doğa) bilimleri önemli metfizik izler taşımaktadır. Thales’in tüm evreni canlı sayması gibi.

Bu dönemde özellikle matematik bilimleri alanında bu günde geçerliliğini koruyan büyük başarılar elde edilmiştir. (Thales teoremi, Pisagor bağıntısı, Öklit Geometrisi, Arşimed yasası gibi)

Orta çağda her alanda olduğu gibi bilim alanında da dinin egemenliğini ve buna bağlı olarak da duraklamayı görürüz. Bilimin temel özelliği olan özgür düşünce ve eleştiri bir yana itilince bilimde iyice metafizik bataklığına sürüklenmiştir.

Hıristiyan orta çağının iyice tutuculaştığı dönemde, yeni din İslamiyet yeni olmanın getirdiği dinamikle bilime biraz daha hoşgörülü bakınca, bilimin merkezi yine orta doğuya kaymıştır. Ancak bu dönem İslam düşünürleri de tıpkı Hıristiyanlığın ilk döneminde olduğu gibi İdealist bir tavırla bilime ve felsefeye yaklaşarak, bir anlamda bir tekrardan öteye geçememişlerdir.

Bilimde ve insanlık tarihinde yenileşme ve ilerleme bir başka bahara kalmıştır.

15 ve 16 yüzyılda Reform ve Rönesans’la başlayan değişim süreci; 17 ve 18 inci yüzyılda Aydınlanma ile yükselen dinamik olmuş, 19 ve 20 nci yüzyılda sanayileşme ile değişim doruğa varmıştır. İçinde bulunduğumuz 21 inci yüz yıl ise bilimin altın çağı olacakmış gibi görünmektedir.

Kilisenin resmi ideolojisini sarsan ilk bulgular 16 ve 17 yüzyılda astronomiden gelmiştir. İlkçağ düşünürü Batlamyus’ un kilise tarafından tanrı söylemine dönüştürülen Dünya merkezli evren anlayışına karşı; Kopernik, Kepler, Bruno ve Galile Güneş merkezli evreni koyunca kızılca kıyamet kopmuştur. Bunun bedeli cezalandırılan bilim adamları tarafından ödeniyor görünse de en büyük bedeli etkisini yitiren metafizik anlayışlar ödemişlerdir.

Astronomiyi Fizik ve Biyoloji izlemiştir. 18 inci yüzyılda Newton’la fizik maddenin sakınımı yasasını açıklayarak hiçbir şeyin yoktan var olmadığını ve yok olmayacağını söylerken, Mendelson hem de kilisenin arka bahçesinde doğal olmayan yollardan yapay bezelyeler üretiyordu.

19 uncu yüzyıl insan bilimlerinin yüzyılı oldu. Psikoloji ve Sosyoloji pozitif birer bilim olarak mistik ve metafizikten uzaklaştılar.

20, yüzyıl bilimin dışındaki odaklardan çok kendi içinde hesaplaşması ile geçti. Einstein ve Plank’la Fizik Newton’u aştı.

Günümüz ise kimilerine göre iletişim ve teknolojinin kimilerine göre ise “genom”la biyolojinin çağı; ama daha da önemlisi bilimin altın çağı değil mi?

Bugün bilim, Batı Avrupa, ABD ve Japonya tekelinde ve öncülüğünde gibi görülse de geçmişten günümüze bilimin her evresine, her uygarlığın katkısına bakmak gerekir, aslında;  Bilim hiçbir ırkın, bölgenin, ülkenin, dinin tekelinde değildir. Bilim geçmişten günümüze tüm insanlığın ortak eseridir. Bilim Evrenseldir.

 

Bilimin serüvenine baktığımızda doğu ve batı uygarlıkları arasında adeta bir bayrak yarışı gibi birbirinden etkilenerek günümüze kadar gelmiştir.

 

Işık Doğudan Yükselir

Bilim ilk olarak Doğuda Mezopotamya ve Mısır Uygarlıklarında başlamıştır. Nitekim ilk uygarlıklar da bunlardır. Mezopotamya’da bilimsel çalışmalar günlük hayatı kolaylaştıracak, pratik hayata yönelikti. Alan hesapları yapmak, sulama kanalları açmak, takvimi bulmak gibi çalışmalar burada yapılan tarıma dayalı üretimin sonucuydu. Mısır’da ise dini inanç gereği ölülerini mumyalamak için anatomi, biyoloji, tıp, kimya bilmek zorundaydılar. Nil nehri belli dönemlerde taşıp çekiliyordu, ekin ve hasat zamanlarını buna göre yapmak, yani takvimi bulmak zorundaydılar ve yaklaşık 4000 yıl önce küçük bir hatayla takvimi 366 gün olarak hesaplamışlardı.

 

Antik Yunan ve Felsefe

Bilim buradan (Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkmasının da etkisiyle) Batıya geçti ve burada daha çok teorik alanda kendini gösterdi ve bilime salt fayda sağlama pratik hayatı kolaylaştırmanın yanında saf bilme isteği de girmiş oluyordu. Ancak batının işe başlamasında doğudan aldığı bilgi mirasının çok önemli etkisi olmuştur. Batı felsefesi doğu biliminin üstüne devam etmiştir.

 

Ortaçağ Karanlığı ve İslam Dünyasında Bilim

Batı dünyası ortaçağ karanlığına gömüldüğünde, engizisyon mahkemeleri kurulduğunda, düşünceleri uğruna insanlar öldürüldüğünde (ki Galile’nin hikayesi bu konuda çok önemli örnektir.) Ortaçağ karanlığı yaklaşık 1000 yıl boyunca başta Avrupa ve tüm dünyayı etkilediğinde, aynı anda İslam Dünyası parlayan bir ışık olarak dünyayı aydınlatmıştır.

Farabi, Gazali, İbn-i Sina, El-Harezmi, El Kindi, İbn-i Haldun, İbn-i Rüşd sadece en çok bilinen bilim adamlarıdır. İşe Antik Yunan eserlerini Arapça ve Farsça’ya çevirerek başlayan bilim adamları kısa sürede özgün eserlerini verip çok büyük aşamalar kaydettiler. O dönemde dünyadaki hakim dil Arapça ve Farsça olmuştu.

 

Rönesans ve Reform hareketleriyle Avrupa yeniden uyandığında 1000 yıl sonra Aristoteles’in orijinal eserlerini anlayamayıp, Farabi’nin çevirileri ve yorumlarıyla anlayabildiklerini söylemişlerdir. İbn-i Sina’nın Tıpta Kanun kitabı  o dönemde de bugün de hala tıbbın baş kitaplarından sayılmaktadır. Arapça ve Farsça çalışmalar, Latince’ye çevrilmiş ve bugüne kadar gelmiştir.

 

 

Bilim Tarihi Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık