DOLAR: 2.24 TL
EURO: 2.84 TL

Kişilik Kavramı

1 yıl önce
150 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

 

Muhasebe ilkelerinin uygulanması için ekonomik etkinliklere ait belirli birimlerin tanımlanması gereklidir. Her birim, kendisi için hesapların devam ettirilip raporların oluşturulacağı ayrı bir kişi olarak tanımlanır ve her bir birim muhasebe kişisini ifade eder. Muhasebe kişisi, kaynakları kontrol eden, taahhütte bulunmak ve taahhütleri üstlenmek için sorumluluk alan ve ekonomik etkinlikleri yürüten ekonomik bir birimdir. Bu kişinin sahiplerinden, çalışanlarından, alacaklılarından, yönetiminden veya onunla ilgisi olan diğer taraflardan ayrı bir varlık olduğu varsayılır ve bu kişi açıkça belirtilmiş veya ima edilmiş amaçları izlemek için insanlar yada ekonomik kaynaklar tarafından oluşturulmuş bir organizasyon, bir kuruluş veya bir faaliyet ünitesi olabilir. Böylece bir kar merkezi, bir üretim hattı, bir ortaklık, bir tek kişi işletmes, bir şirket veya şirketler grubu için muhasebe kişisi var olabilir ve muhasebeci bunlardan herhangi bir tanesi için kayıtları sürdürüp raporlar hazırlayabilir. Görüldüğü gibi  muhasebe kişisinin tanımı ilgi alanını belirler ve böylece olası amaç ve etkinlikleri ve onların finansal tablolarda yer almasını sağlayabilecek tutarları sınırlandırır. Muhasebeci spesifik bir muhasebe girişiminin finansal bilgilerini muhasebeleştirecek ve raporlayacaktır; bu da muhasebe kişiliği varsayımının temelini oluşturur. Böylece bu varsayım, belirli bir muhasebe kişisinin finansal tablolarında hangi bilgilerin yer alacağının sınırlarını ortaya koyar.

 

Muhasebe kişiliği ile işletme kişiliği aslında birbirinden farklıdır. Bir birey, bir bölüm veya departman veya bir sektörün tamamı ayrı bir muhasebe kişiliği olarak düşünülebilir. 

 

Muhasebenin, işletmenin sahiplerinden ayrı, kendine öz bir kişiliği olduğu varsayılır. Muhasebe kişiliği ile tüzel kişilik karıştırılmamalıdır. Bazı durumlarda çakışan bu terimler gerçekte farklı anlamlar taşırlar.

 

 

Muhasebe kişisi varlıkların üzerinde kontrola sahip olan, taahhütlere girişen ve bunları yerine getiren, ekonomik faaliyeti yöneten ekonomik birimdir. Böyle bir kişi kar amcı güden veya gütmeyen  bir uğraşa sahip bir şahıs, adi bir ortaklık, bir şirket, bir işletmeler topluluğu hatta bir departman olabilir. Bir departmanın hukuki açıdan tüzel kişiliği olmamakla birlikte, bir muhasebe kişisi olanaklıdır. Muhasebe kişiliğinin tanınması faaliyet sahasının ve dolayısıyla finansal raporlara dahil edilecek hususların belirlenmesini sağlar.

 

 

Muhasebe işletme sahibinin değil, kurumun faaliyetlerini rapor etmektedir. Kurumun sahip veya sahiplerinden ayrı, kendi başına hesapsal bir kişiliği vardır. Bu varsayıma dayanarak ortaklardan birine yapılan satış diğer müşterilere yapılanlar gibi işlem görecektir.

 

 

Her kurumun sahibinden ayrı bir kişiliğe sahip olması ilkesi kurum ile sahipleri arasındaki ilişkilerin yasal izahına da uygundur. Bununla beraber, muhasebecilerin zaman zaman yasal bütünlük kavramını terkedip, idari ve ekonomik bütünlük kavramını tercih ettikleri görülür. Bu durumda muhasebeci birkaç yasal kurumu bir tek iktisadi kişi olarak kabul edebilir.

 

İŞLETMENİN SÜREKLİLİĞİ KAVRAMI:

 

Ekonomik çevre nispeten belirli bir düzeyde faaliyetlerini sürdüren işletmeler tarafından oluşur. Buna rağmen bazı işletmeler finansal zorluklarla karşılaşır ve faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabilirler, ama bunlar normal beklentiler değildir. Bir işletmenin yaşamının, aksine bir kanıt olmadıkça sonsuz olduğu, sonsuz olmasa bile en azından mevcut planlarını, taahhütlerini ve kontratlarını yerine getirmeye yetecek kadar süreceği varsayılır.bu varsayım işletmenin sürekliliği kavramıdır.

 

Farklı birimler şeklinde olan muhasebe kişisinin yapısı göz önünde tutularak yapılan bu varsayım, faaliyetlerin sınırsız birzaman için organize edilmesini gerektirir. Bu nedenle normal koşullarda işletmenin süresiz olarak faaliyette bulunacağının kabul edilmesi  önemli bir mantıksal adım olarak kabul edilir.

 

Bugünün rekabete dayalı ekonomik hayatına ayak uydurmayı mümkün kılacak uzun vadeli planlama ve araştırmaların yapılması da  işletme yaşamının sürekliliğinin kabul edilmesi durumunda söz konusu olabilecektir. Bu eylemlerin gerektirdiği harcamalar da işletmenin sürekliliği kavramına göre muhasebeleştirilmelidir. İşletmenin sürekliliği kavramı temel alınmadığında, diğer bir ifade ile bu harcamalar sonunda elde edilecek faydaların uzun sürelere yayılmasının önemli görülmemesi halinde uygulanacak kayıt şekli(gider kaydetme) ile süreklilik kavramının benimsenmesi halinde uygulanacak kayıt şekli (aktifleştirme) birbirinden farklı olacaktır. Bu ayrımda ayrıca ileride inceleyeceğimiz diğer bir kavram olan dönemsellik kavramının da etkisi olduğunu belirtmek isteriz.

 

DÖNEMSELLİK KAVRAMI:

 

İşletmenin ekonomik alanda yaşamının devamlılığını sağlamak  için geçmiş faaliyetlerini değerlemek, kontrolü sağlamak ve geleceği planlamak şarttır. İşletmeler, hükümetler, yatırımcılar ve diğer ilgili taraflar böyle bir bilgi için çok uzun hatta bazen sonsuz ve belirsiz bir şekilde bekleyemezler. Yatırımcılar,  kreditörler ve diğer ilgili taraflar kaynakların dağılımı konusundaki kararlarını süreklilik varsayımı altında verirler ve karar vermede kendilerine yardımcı olacak finansal bilgilere zamanında ulaşma gereksinimi içindedirler. Bu yüzden raporlama ile kendilerine finansal veri sunulan taraflar, muhasebe kişiliği için belirli dönemlerin belirlenmesini zorunlu kılarlar Dönemsellik Kavramı, bir işletmenin yaşamı boyunca yaptığı ekonomik etkinliklerin finansal raporlama amacıyla çeşitli yapay zaman dilimlerine bölünebileceği varsayımıdır. Aslında işletmenin faaliyet sonuçlarının en doğru şekilde ölçülebilmesi, işletmenin nihai likiditasyonu anında gerçekleşir ve işletmenin yaşamı süresince oluşan kar, işletmenin ortaklarına vermiş olduğu varlıkların büyüklüğü ile ortaklarca işletmeye verilmiş olan büyüklük arasındaki farktır.bir projenin sağladığı hasılatın ölçülmesinde nispeten en kolay yol olan o projenin tamamlanma süreci boyunca sağladığı nakit hareketlerinin ölçülmesine benzer. Proje tamamlanmadan önce ona ilişkin hasılatın belirlenmesi oldukça zordur. Mevcut ve potansiyel yatırımcıların karar verebilmeleri, devlete olan vergi borcunun miktarının belirlenebilmesi gibi sebepler işletme faaliyetlerinin sonuçlarının belirli dönemler için ölçülmesini gerektirir. Bu nedenle muhasebeciler, sürekli olan işletme faaliyetlerinin sonuçlarını belirlemek için gereksinimlerine uygun olarak belirlenen zaman aralıklarından oluşan belirli muhasebe dönemlerini tanımlamak zorundadırlar. Ancak bu muhasebe dönemlerinin her bir tarafça kendi gereksinimleri doğrultusunda belirlenmesi karşılaştırma yapma olanağını ortadan kaldırabilir. Bu nedenle dönemlerin belirlenmesi ve uzunluğu konusunda varsayımlarda bulunulmuş ve dönemsellik kavramı oluşturulmuştur. Daha öncede belirtildiği gibi dönemsellik kavramı, muhasebe kişisinim ekonomik faaliyetlerinin finansal raporlama amacıyla yapay zaman dilimlerine bölünmesini ifade eder. Bu zaman dilimleri değişik nedenlerle farklı süreleri kapsasa bile finansal raporlamada genellikle bir yıl esas alınır. 

 

Süreklilik kavramı ile bir işletme sonsuz yaşamı olan bir varlık olarak tanımlanmıştı. Ancak, bu sonsuz yaşamın nasıl sürdüğünü bilmek; diğer bir anlatımla işletmenin ekonomik yaşamda  ve özellikle bağlı olduğu ticaret veya sanayi kesimindeki durumunu zaman zaman gözlemek ve gözlem sonuçlarını almak gerekir. Öyle ise; sürekli yaşam sürerken belli bir anda, gözlem için, geriye bakılacak ve geride kalmış olayların durumu değerlendirilecektir. Birbirini kovalayan iki gözlem anı arasında kalan zaman dilimi değerlendirmenin yapılacağı dönemi gösterecektir. Buna göre; sürekli yaşam bir dönemler zinciri olarak sürüp gidecektir.

 

İşletmenin özel muhasebe kişilikleri üstlendikleri görevi yerine getirirken; muhasebenin etkinliğini en üst düzeye çıkarabilmeyi  de amaçlamalıdır. Bu amaca ulaşmada gözlenecek dönem süresinin uygunluğu önde gelen bir koşuldur. Muhasebe kişiliklerinin kayıtlama fonksiyonundan denetim fonksiyonuna kadar uzanan sorumlulukları, bu bu sorumluluklarının başarılmasında önceden belirlenmiş dönemlere dayanır. Uygulamada işletmelerin nitelik ve özelliklerine göre, genellikle yıllık, altı aylık, üç aylık, ve aylık dönemler görülür. Bilgi işlem makinalarının muhasebe uygulamalarında yeralması dönem sürelerini, bilgi sağlamadaki çabukluk nedeni ile daha da kısaltmaktadır. 

 

Dönemsellik kavramı gereğince işletmenin sınırsız kabul edilen yaşamının belirli dönemlere bölünmesi ve bu dönemlere ilişkin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerin faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak saptanması gerekir. Her bir dönemin faaliyet sonuçlarının net etkisini saptayabilmek için o dönemde sağlanan hasılat ile giderlerin belirlenmesi ve bunların eşleştirilmesi gerekir. İşletmenin döneme ait karının ve karlılığının belirlenmesinde hasılatın nezaman kayda alınacağı onemli olmaktadır. Örneğin, hasılat eğer erken kayda alınırsa gelir tablosunda olduğundan fazla raporlanacak, bu da işletmenin gerçekte olduğundan daha fazla karlı görülmesine neden olacaktır. Diğer taraftan eğer geç kayda alınırsa gelir tablosu bu kez de hasılatı ve karı olduğundan daha düşük gösterecek ve işletme olduğundan daha az karlı görünecektir. Her iki durumda da dönemler arası haksız kaymalara neden olacaktır. Dönem karının hesaplanabilmesi için öncelikle o dönemde sağlanan hasılatın aynı döneme ait giderlerle karşılaştırılması yine dönemsellik kavramının bir gereğidir ve eşlestirme ilkesini ifade eder.

 

PARA İLE ÖLÇME KAVRAMI:

 

Bu kavram aslında değişik görüşe göre değişikiki şekilde açıklanır. Görüşlerden birisi paranın ortak bir ölçü birimi olması esasına, diğeri ise ortak bir ifade aracı olması esasına dayanır.

 

Muhasebenin temel problemlerinden birisi, finansal nitelikteki işlemlerden etkilenen her bir unsurdaki değişmeyi ölçmek için uygulanabilecek ortak bir araç yani ölçü birimi bulmaktır.paranın ölçme birimi olarak seçilmesi esası, para biriminin  sermaye, mal ve hizmet değişimlerinde ilgili taraflar için değişimi en etkin olarak ölçen ortak bir araç olduğunun varsayılmasıdır. Bu yüzden muhasebe kişisinin ekonomik etkinliklerinin sonuçları para ile ölçülmeli ve parasal büyüklükleri üzerinden raporlanmalıdır.bu kavramı kabul etmenin temelinde parasal birimin ilgili basit evrensel olarak kabul edilebilir, anlaşılabilir ve yararlı olduğu düşüncesi yatmaktadır. Çünkü ölçü birimi örneğin, metreküp, metrekare, adet, kilo gibi fiziki değişmelere ilişkin olabileceği gibi zamanla da ilgili olabilir. Ayrıca kasa, banka, alacak, borç gibi  bazı unsurlar içinde para olabilir. Kayıtların böyle değişik ölçü birimleri üzerinden yapılması halinde işletmenin faaliyetlerinin ve hareket gören unsurların yapılarının birbirinden çok farklı olması nedeni ile ölçme işleminin yapılabilmesi için bunların toplanabilmeleri ve karşılaştırılabilmeleri olanaksız hale gelir. Ayrıca dönem sonunda bir dönemin faaliyetlerinin değerlendirilmesi, önceki dönemlerin karşılaştırılması ve kontrolü mümkün olmaz

 

Para ile Ölçme Kavramı’na göre muhasebeden beklenen kontrol ve planlama amaçlarına ulaşabilmek için sonucu etkileyen hareketlerin ortak bir ölçü birimi ile ifade edilmesi gerekir. Bu ortak ölçü birimi de günümüzün ortak değişim aracı olan paradır.

 

Para ile ölçülebilme kavramı muhasebeciler tarafından seçilebilen ve ölçülebilen bilginin tipine kesin bir sınır oluşturur ve böylece muhasebecinin işletme hakkında ileteceği bilginin türünü sınırlar.

 

Para ile ölçme esasının bazı zayıf yönleri de vardır; çünkü bu esas paranın satın alma değerinin zaman içinde değişmediği varsayımını da içermektedir. Ancak yaşanan enflasyon, paranın satın alma gücünde azalmalara neden olmaktadır. Bu durum paranın ölçü birimi olma niteliğini etkilemektedir. Bu bakımdan para ortak bir ölçü olmak yerine daha çok ortak bir ifade aracı olma işlevine sahiptir. Bu nedenle bu kavrama “para ile ölçme kavramı” yerine “para ile ifade kavramı” denilmesi tercih edilmelidir.

 

Paranın ortak bir ölçü birimi olma niteliğini engelleyen enflasyon nedeni oluşan etkileri gidermek üzere finansal tablolarda enflasyondan etkilenen rakamların paranın gerçek satın alma değerine göre düzeltilmesi veya değişen fiyatların etkisinin ek tablolarda açıklanması yoluyla bu kavramın eksikliği ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Anca yine de bu eksikliğin varolduğunu içerecek şekilde paranın ölçü birimi olması yerine para ile ifade etme kavramının tercih edilmesi daha uygun olmaktadır. Çünkü bu kavrama bağlı kalarak muhasebe ile aktarılacak bilgilerin ancak değişmelerin para ile ifadesi şeklinde olacağı belirtilmektedir.

 

Muhasebenin tanımında yeralan finansal nitelikli olaylar, para ile ifade edilebilen olaylardır. Para ile ifade edilemeyen olayların muhasebenin dışında kalacağı da bu kavramın gereğidir. Çünkü geleneksel olarak finansal tablolar sadece finansal bilgileri içerir. Ama finansal raporlar sadece finansal tablolarla sınırlı değildir. Finansal bilgilerle birlikte işletme ile ilgiliekonomik verilerin  yer aldığı muhasebe raporlarıda söz konusudur.

 

Bu kavramın altında yatan diğer bir düşünce  de ekonomik bilgilerin iletilmesinde ve rasyonel ekonomik kararların alınmasında sayısal verilerin daha temel olduğu düşüncesidir. Tabii ki bu sayısal verilerin de ortak bir ölçü birimi üzerinden yani para birimi olarak belirtilmesi, karşılaştırma ve değerleme yapmada daha yararlı olacaktır.

 

MALİYET ESASI KAVRAMI:

 

Varlıklar, geçmiş işlem veya olayların bir sonucu olarak belirli bir işletme tarafından elde edilen veya kontrol edilen olası gelecek ekonomik yararlardır. Yükümlülükler ise geçmişteki işlem veya olayların sonucu olarak gelecekte diğer işletmelere hizmet sağlamak veya varlıkları transfer etmek için belirli bir işletmenin şu andaki zorunlulukları nedeniyle vazgeçilecek olan olası gelecek ekonomik fedakarlıklardır. Varlıkların ve yükümlülüklerin muhasebe kayıtlarında ve tablolarında gösterilebilmesi için para ile ifade edilmesi gerekir. 

 

Ancak para ile ifade edilecek büyüklüğün belirlenebilmesi için hangi değer esas alınacaktır? Bu değer,

 

- Elde etme veya maliyet değeri,

 

- Cari ney yerine koyma değeri,

 

- Cari net satış değeri,

 

- Gelecekteki nakit akışlarının şimdiki değeri, olabilir.

 

Günümüzde varlıkların ve yükümlülüklerin değerlemesinde maliyet değeri esas alınmaktadır. Finansal tabloları hazırlayanlar ve kullananla, geleneksel olarak, Tarihi Maliyet Kavramı’na bağlı kalarak muhasebede ölçme ve raporlama için en faydalı esasın maliyet olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü;

 

- Maliyet değeri belgelere dayandırılarak kolayca ve nesnel olarak elde edilebilir. Bu nedenlerle diğer değerleme yöntemlerine göre daha güvenilir olduğundan da bir üstünlüğe sahiptir.

 

Maliyet bir tahmin veya yargı konusu değil kesin ve kanıtlanabilir bir değerdir. Bir kez belirlendikten sonra o varlık işletmenin varlıkları arasında kaldığı sürece maliyeti de sabit kalır. Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir.

 

Süreklilik kavramı işletmenin hemen likide edilemeyeceğini benimsediğinden tasfiye değeri yerine varlıkların elde edilme maliyetleri üzerinden ele alınmasını gerektirir.

 

Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir. Çünkü sunulan bilgilere güvenebilmek için hem işletme içi hem de işletme dışı taraflar bilginin doğru olduğunu ve gerçeğe dayandığını bilmelidirler. Muhasebeciler kayıt tutmada maliyeti esas alarak raporlarında nesnel ve kanıtlanabilir veri sunabilirler.görüldüğü gibi tarihi maliyet kavramı, verilerin güvenilir olması (tarafsızlık ve belgelendirme) kavramı ile ilişkilidir. Örneğin, eğer cari net yerine koyma değeri kayıtların temeli olarak kabul edilmiş olsaydı bu durumda her bir varlıktan gelecekte yarar sağlama hakkını elde etmek için o varlığa cari olarak sahip olabilmenin gerektirdiği tutarları belirlememiz gerekecekti. Stoklar gibi sık sık satın alınan varlıklar için satıcıların kataloglarınaveya fiyat listelerine bakarak cari yerine koyma maliyetleri kolayca hesaplanabilir. Ancak, arazi, bina gibi daha az sıklıkla alınan varlıkların yerine koyma değerlerini bulmak daha zordur. Değerleme esası olarak cari yerine koyma maliyetini kullanmadaki temel güçlük, kullanılmakta olan varlıkların çoğu için iyi organize edilmiş ikinci el piyasaların olmamasıdır. Değerleme esası olarak cari net satış değeri alındığında da benzer  sorunlarla karşılaşılacaktır. İşletmenin sahip olduğu varlıkların herbirini tek tek satması halinde elde edeceği net nakit büyüklüğü (satış fiyatıeksi satış gideri) cari net satış değeri olacaktır. Cari net satış değerinin bulunmasında karşılaşılacak ilk sorun, o unsurun satışı yapılmadan satış fiyatının nasıl belirleneceği konusunda olacaktır. Kullanılmış varlıklar için organize bir ikinci el piyasa olmadığında herkes farklı bir satış fiyatından sözedebilecektir. Bunun yanısıra tüm işletmeler hesaplarını en azından yıllık olarak kapatmak zorundadır ve buna ek olarak bazı işletmeler de her ay sonunda karlarını hesaplamak isteyebilirler. Bu işletmeler karını hesaplamak istedikleri her dönemin sonunda her bir varlığın eski satış değeri yerine yeni satış değerini belirleyip kullanmak zorunda kalacaklardır. Bu oldukça zor ve kişisel yargılardan etkilenebilecek olan bir durum olduğu için hesaplanacak kar rakamı da farklı ve yanıltıcı olabilecektir. Tabii bu sorunlar cari maliyet ve diğer değerleme yöntemleri içinde söz konusudur. Ancak değişik değerleme ölçülerine göre varlık ve yükümlülüklerin değerlenmesi ve karın ölçülmesi istenildiğinde bu olanağı sağlayacak değişik yöntem ve kayıtlama yollarıda vardır; fakat temel olan maliyet esasıdır.

 

Maliyet esası kavramısüreklilik kavramı ile bağlantılıdır yukarıda da değinildiği üzere işletmenin sürekliliği kabul edilmediği takdirde, edinilen varlığın tasfiye halindeki değeri düşünülecek, dolayısıyla piyasa fiyatlarının değişmesine paralel olarak varlıkların değeri  her an değişiklik gösterecektir.piyasadaki her değişikliğe göre işletme varlıklarının değerinin değiştirilmesnin düşünülemeyeceği ortadadır. Bunun yerine değişmez nitelikteki maliyet esası kabul edilir . para değerindeki değişmelerin maliyet değerini anlamsız hale getirdiği durumlarda ; maliyet değeri o günün para değeri üzerinden yeniden belirlenebilir. Bu işlem daha çok, fiyat değişmelerinden uzun vadede etkilendikleri için, duran varlıklara uygulanır. Bunun dışında bazı durumlarda maliyet esası kavramından sapmalar olabilir.

 

TAM AÇIKLAMA KAVRAMI:

 

Hangi bilginin raporlanacağına  karar vermede muhasebeciler, bilgilendirilen kullancıların yargılarını ve kararlarını etkileyecek her türlü bilginin tam olarak sağlanmasına ilişkin genel uygulamayı izlerler. Genellikle bu, tam açıklama ile ifade edilir. Bu kavram finansal raporlarda yer alan bilginin yapısını ve miktarını belirler. Kullanıcılar için fark yaratacak konuların açıklanmasında bilginin yeterince ayrıntılı olması ve bilginin anlaşılır kılınmasını sağlamak için yeterli bileşimde ve yoğunlukta olması gerekir. Bunun için de tam açıklama kavramının gereği olarak muhasebe, kayıt içine sokamadığı bazı bilgileri raporlarda, parentez içinde veya dipnot olarak veya açıklamalar olarak vermelidir. Varlıkların sigortalı olup olmadıkları, sigorta değerleri, bilanço hazırlıkları sırasında ancak bilanço tarihinden sonra meydana gelmiş büyük zarar (yangın, sel, deprem vb. Nedenlerle) veya dönem içinde yapılan fakat tamamlanmamış büyük değere sahip bir anlaşma (alınan sipariş gibi), benimsenen yöntem ve ilkelerdeki değişmeler sözünü ettiğimiz şekillerden birisiyle bilgi kullanıcılarına ileterek açıklanmalıdır. Tabii bu arada bunların kullanılmasının maliyeti de göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Özetle muhasebeciler finansal durum, karlılık, nakit akışları ve  yatırımlara ilişkin bilgilere üç şekilde sunabilirler:

 

Finansal tablolarda

 

Finansal tabloların açıklamalarında

 

Ek bilgi olarak bunların toplamı da finansal raporları oluşturur.

 

Bu kavram; mali tabloların, bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde yeterli, açık ve anlaşılır olmasını anlatır.

 

Bu kavram gereğince raporlar üzerinde inceleme yapacak olanlara gerkli tüm bilgiler raporla birlikte verilmelidir. Örneğin; raporda sadece borç miktarının yazılı olması, işletmenin mali durumu hakkında yorum yapılabilmesi için yeterli değildir. Bu borçların vadelerinin de bilinmesi gerekir. Borç miktarı aynı olduğu halde, borcun büyük kısmı uzun vadeli olduğunda mali durumu çok iyi olarak nitelenen bir işletmenin; aksi durumda yani darboğazla karşı karşıya olduğu düşünülebilir.

 

DEĞİŞMEZLİK ( TUTARLILIK ) KAVRAMI:

 

Muhasebe bilgisini kullanan taraflar işletme ile ilgili kararlar verirken hem işletmenin dönemleri arasında hem  de işletmeler arasında kıyaslamalar yaparlar. Bu nedenle karşılaştırılabilirlik, benzerliklerin ve farklılıkların elde edilebilmesine olanak tanıyan önemli bir niteliktir. Muhasebe bilgisinin dönemler arası karşılaştırılabilirliği sağlamak için değişmezlik kavramı kabul edilmiştir. Değişmezlik kavramı, belirli bir muhasebe kişisinin muhasebe uygulama ve prosedürlerinin zaman içinde tutarlılıkla uygulanmasını vurgular. Diğer bir ifade ile, muhasebenin, amaçlarına ulaşabilmesi için her dönem bağlı kaldığı ilke ve usuller aynı olmalıdır. Çünkü karşılaştırılabilir olmadığında fark yeterince tanımlayıcı ve yararlı olmayacaktır.

 

Bu kavrama en çok raporların analizi ve yorumlanması sırasında gereksinim vardır. Muhasebe kayıtlarında bir önceki dönemden farklı usuller uygulanması halinde, bu kayıtların birer sonucu olan finansal raporlar yanıltıcı karşılaştırmalara yol açar. örneğin, bilançonun sınıflandırılmasında bir sınıfa dahil edilmiş bir unsurun ertesi dönem başka bir düşünce ile ayrı bir sınıfa dahil edilmesinin yaratacağı farklı durum iki dönemin raporları karşılaştırılırken yanlış fikirler elde edilmesine yol açar. o kadar ki aynı işletmenin, iki ayrı döneme ait faaliyetinin niteliği ve büyüklüğüaynı olsa bile uygulanan muhasebe yöntemlerinin farklı olması nedeniyle sonuçlar birbirinden çok farklı gözükebilir. Ancak, bu işletmenin benimsediği yöntemlerden hiçbir şekilde ayrılmayacağı anlamına da gelmez. Gerektiğinde değişme yapılabilir; fakat bu değişmenin ne şekilde olduğu ve ne tür bir etki yarattığı belirtilmelidir.

 

Tutarlılık kavramı; muhasebe uygulamaları için seçilen muhasebe politikalarının, birbirini izleyen dönemlerde değiştirilmeden uygulanması gereğini anlatır. İşletmelerin mali durumunun, faaliyet sonuçlarının ve bunlara ilişkin yorumların karşılaştırılabilir olması bu kavramın amacını oluşturur.

 

Tutarlılık kavramı, benzer olay ve işlemlerde kayıt düzenleri ile değerleme ölçülerinin değişmezliğini ve mali tablolarda biçim ve içerik yönünden tekdüzeni öngörür.

 

Geçerli nedenlerin bulunduğu durumlarda, uygulanan muhasebe politikaları değiştirilebilir. Ancak bu değişikliklerin ve bunların parasal etkilerinin açıklanması gerekir. Örneğin; maliyet uygulamasında bir değişiklik yapmak durumunda kalan işletme, bu değişikliğin stoklara ve satışların maliyetine yaptığı etkiyi bilanço ve gelir tablosu dipnotlarında açıklamalıdır.

 

VERİLERİN GÜVENLİ OLMASI (TARAFSIZLIK VE BELGELENDİRME )  KAVRAMI:

           

Muhasebe verilerinin güvenilirliği, işletmenin dış taraflarla arasındaki işlemlerin belgesel kanıtlarının yüksek derecede doğrulanabilir olmasından daha fazlasına dayanır. Hasılat ve giderlerin dönemlere dağıtılması gibi iç yargıların; ilgili gerçekleri ve durumları yansıtması için nitelikli elemanlar tarafından yürütülen bir iç kontrol sistemi gereklidir. Muhasebe verilerinim güvenilir olması işletmenin iç kontrolü ile mümkündür. Verilerin güvenilir olması kavramı objektiflik  kavramını kapsar. Objektiflik dar tanımına göre, gözlemleyenlerden bağımsız ve dış faktörlerin varlığına dayandırılmaktan çok daha gerçekçi bir şekilde gözlemciler arasındaki bir fikir birliğidir. Geniş tanımına göre, tarafsız olunduğu vurgulanarak objektiflik, bir ölçümü destekleyen kanıtları, seçilen yöntemdeki taraf olma sorununu ve ölçümün muhasebe amaçlarını karşılamadaki uygunluğunu kapsar.

           

Sosyal sorumluluk kavramınıngereği gibi yerine getirilebilmesi için muhasebe kayıtlarının gerçek durumunu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayandırılması gerekir. Bu kavram, örneğin; bir mal alınışında ambar memurunun ifadesi yerine, satıcının faturasına ve ambar fişine dayanılarak muhasebeleştirme yapılması gereğini anlatır. Bu kavram gereğince muhasebe kayıtlarının dayanağı beyan, tahmin gibi öznel öğeler yerine, fatura, makbuz, senet, bordro gibi nesnel belgeler olmalıdır. Bu kavram, muhasebe kayıtlarına esas alınacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsız ve önyargısız davranılmasınıda anlatır.

           

Özetle , işletmeyle ilgili çeşitli grupların çıkarlarını hakkaniyet ölçülerine uygun şekilde   dengelemek üzere, muhasebe objektif gerçekleri yansıtan her zaman ispatlanabilen ve güvenilen belgelere dayanmalıdır.[18]

 

İHTİYATLILIK ( TEMKİNLİ OLMA ) KAVRAMI:

           

“Temkinli ol!” uyarısı doğrudan doğruya muhasebecilere yöneltilmiş ve onlara uygulama anı ve sonrasında bilinçli, dikkatli ve özenli davranmaları,

 

- Satışların, hasılatın ve gelirin saptanması konusunda herhangi bir tahminde bulunmamaları,

 

İşletmenin tüm borç ve zararlarını saptamaları ve kayıtlamaları gereğini hatırlatmıştır. 

           

Bu kavram muhasebe olaylarında temkinli davranılması, tarafsız bir muhakeme ile işletmenin karşılaşabileceği risklerin ve belirsizliklerin göz önünde tutulması gereğinş anlatır. Bu kavram gereğince; bir gelir ancak gerçekleştikten sonra işletmenin gelirleri arasına katılırken, gider ve zararlar kesinleşmese de ortaya çıktıklarında işletmenin sonuç hesaplarında gider ve zararların arasına katılır, yani işletmenin karından düşülür.

           

ÖNEMLİLİK KAVRAMI:

 

Muhasebe ve denetim literatüründe önemliliğin kesin tanımı yapılmamaktadır. Çünkü önemlilik, bahse konu olan herhangi bir problemin çözümünde o problemi çevreleyen şartların ışığı altında hüküm verilecek bir meseledir. Bu bakımdan muhasebecinin önemli olmayanı ayırabilmesi için ancak genel bir tanım yapılabilir.

 

Bir durum, bir olay veya unsurun, içinde bulunduğu zaman yönünden, açıklanması veya bir yöntem olarak kullanılması hükme tesir edecekse veya hükümde bir fark yaratacaksa o durum, o olay veya unsur önemlidir.

 

Yatırım ve diğer kararlar için ilgili olan finansal bilgiler genellikle önemli derecede detaylı olarak hazırlanabilir. Çok fazla bilgi tıpkı çok az bilgi gibi yanıltıcı olabilir. Eğer çok fazla bilgi gösterilirse, ilgili hususlar gömülür ve okuyucu kararlarını yetersiz bilgilere dayandırmış olur.

 

Muhasebecinin finansal raporlamadaki sorumluluklarından biri bu bilgi yığınını, raporları kullanacaklar için anlamlı hale getirecek şekilde özetlemektir. Böylece önemlilik, nelerin açıklanacağı üzerine bir sınırlamadır. Bir bakıma, önemlilik belirli kullanıcıların büyük detay yığını kullanma imkansızlığının ortaya çıkardığı bir zorunluluk olarak görülür.

 

Önemliliği etkileyen iki faktör vardır:

 

Bir unsurun rapordaki önemli sayısal büyüklüklere oranla hacmi (büyüklüğü),

 

Ele alınan unsurun yapısı.

 

ÖZÜN ÖNCELİĞİ KAVRAMI:

 

Bu kavram gereğince işlemlerin muhasebeye yansıtılmasında onların biçimlerinden önce finansal özellikleri ve işletme için ifade ettiği gerçek göz önünde tutulur. Genel olarak işlemlerin biçimleriyle özleri arasında bir paralellik olmakla birlikte bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda özün önceliği esastır. Örneğin; finansal kiralamanın bazı şekillerinde kiracı gerçekte o varlığın mülkiyetine sahip olmasa dahi onu kiralanmış mülk olarak varlıkları arasında gösterir. Çünkü bu tür kiralamalar özde kiracıya o mülke sahip işletmelerin sahip olduğu hakların neredeyse aynısını sağlamaktadır. Bu nedenle öz yasal şeklin önüne geçmektedir.

 

 
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık