DOLAR: 2.09 TL
EURO: 2.82 TL

Soğuk Savaş Dönemi (İki Kutuplu Dünya)

11 ay önce
532 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

 SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ  (İKİ KUTUPLU DÜNYA)-(1945–1960)

II. Dünya Savaşından sonra başlayan ve aktif olarak 1960’lara kadar süren ABD ve Batı Bloku ülkeleri ile ,SSCB ve Doğu Bloku ülkeleri arasında yaşanan siyasi,psikolojik,teknolojik ve ekonomik rekabet ve çatışmaya “Soğuk Savaş ” denir. Küba bunalımı ile yumuşama dönemine girilmiş ise de soğuk savaşın tam olarak sona ermesi 1991’de SSCB’nin dağılması ile gerçekleşmiştir.

Milletlerarası çatışmalar, insanlığı zaman zaman üçüncü bir dünya savaşının eşiğine getirmişse de sıcak savaş patlak vermemiştir.

İkinci Dünya Savaşından sonra egemen güçler arasında iki kutuplu bir denge sistemi ortaya çıkmıştır. Batı ve Doğu diye ikiye ayrılan bir dünyada soğuk savaş denilen bir mücadele başlamıştır. Ancak bu dönemde Kore Savaşı gibi blokları karşı karşıya getiren bölgesel sıcak savaşlar da görülmüştür.

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ’NDE YAŞANAN ÖNEMLİ GELİŞMELER

1) II. Dünya savaşından sonra dünya politikasında  Avrupalı devletlerin yerini ABD ve SSCB  almıştır.

2) Bu dönemde ilk defa milletlerarası ilişkilere doktrin ve ideoloji unsuru girmiştir.

3) Sömürgecilik sona ermiştir. Asya, Avrupa ve Afrika’da günümüzün bağımsız devletleri kurulmuştur (Sömürge halindeki uluslar bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Üçüncü Dünya veya Bağlantısızlar bloğunu kurmuşlardır).

4) Füze teknolojisi savaştan sonra büyük bir gelişme göstermiş ve büyük devletlerarasında yaşanan rekabeti uzaya taşımıştır. Büyük devlet olmanın koşulu sömürgelere sahip olmaktan çıkmış, uzayın derinliklerinde etkili olmaya dönüşmüştür.

5) Bütün dünya ülkeleri; siyasal kuvvet dengesi, güvenlik, barış, ekonomik kalkınma, refah ve daha iyi bir yaşam seviyesi gibi meselelerle yoğun bir şekilde meşgul olmak zorunda kalmışlardır.

 

Soğuk Savaşa Yol Açan Gelişmeler

 Yüzdeler Antlaşması

Tarihte " Yüzdeler Antlaşması " diye geçen bu antlaşmada, Churchill ve Stalin arasında 1944  Ekim'inde  gerçeklesen  ve amacı Doğu Avrupa'da etki alanlarının kesin olarak saptanması olan anlaşmayla İngiltere ve Rusya Doğu Avrupa'da sahip olacakları üstünlüğü yüzdelerle belirlemişlerdir.

 

 Berlin Buhranı

II. Dünya Savaşı'ndan sonra, Almanya'nın tümünde yapıldığı gibi Berlin şehri de dört işgal bölgesine ayrılmıştı. SSCB’nin kendi işgal bölgesinden Batılı devletleri çıkarmak istemesi Almanya’nın birleşmesini önlemiş, iki taraf arasında anlaşma bir türlü sağlanamamıştır.

Bunun üzerine ABD, İngiltere ve Fransa kendi işgal bölgelerinde Federal Alman Cumhuriyeti, SSCB ise kendi işgal bölgesinde Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurmuştur.Bu iki Almanya arasına Berlin duvarı çekilerek birbirleri ile irtibatı kesilmiştir.

 

SSCB’nin Komünizm’i Yayma Çabaları

II. Dünya Savaşı’nın sonunda  Avrupa’nın doğusu(Yugoslavya ve Arnavutluk dışında) Sovyet ordusu tarafından kurtarılmış, Fransa, İtalya ve Almanya’nın Batısı ise İngiliz ve ABD ordularının denetimi altında kalmıştı. Böylece siyasal iktidarı ele geçirebilecek güçlü Komünist partilerin bulunduğu Fransa ve İtalya’da bu partiler iktidardan uzak tutulabilmişken, savaşı izleyen ilk üç yıl içinde Sovyetler Birliğinin etki alanı içinde kalan sekiz ülkede (Doğu Almanya, Polonya, Çekoslovakya ,Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya) Marksist-Leninist partiler siyasal iktidarı ele geçirmişlerdir.

Savaşın yarattığı güç dengesi ve savaştan hemen sonra Sovyetler Birliği ile Batılı güçler arasında gerginleşen ilişkiler , Yugoslavya ve Arnavutluk dışında bu ülkelerin sürekli olarak Sovyetler Birliği’nin yörüngesinde kalmasına yol açmıştır.

 

Not: Arnavutluk’ta Enver Hoca önderliğindeki Milli Kurtuluş Cephesi 29 Kasım 1944'de iktidara gelerek Komünist  idareyi kurmuştur.

 

Avrupa Dışında Komünizm’in Yayılması

● Küba devrimi:

26 Temmuz 1953 Moncada Kışlası isyanıyla başlar, 1 Ocak 1959`da Batista`nın kovulması ve Santa Clara, Santiago de Cuba şehirlerinin Fidel Castro, Che Guevara, Raul Castro liderliğindeki isyancılar tarafından ele geçirilmesiyle son bulur. "Küba devrimi" terimi, aynı zamanda kısaca Batista`nın devrilmesi ve Marksist ilkelerin yeni Küba Hükümeti tarafından uygulanmasını da belirtir.

● Çin Devrimi:

1934’te komünist devrimi amaçlayan Mao Tse-Dung’un kuvvetleriyle milliyetçi Çan Kay Şek arasında başlayan ve II. Dünya Savaşı’nı da kapsayan iç savaş, Mao Tse Dung 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmesiyle sonuçlanmıştır.

 

● Kuzey Kore Devrimi:

Kim İl Sung önderliğindeki komünistler 1946 yılında Kore İşçi Partisi’ni kurmuş, 25 Ağustos 1948 yılında hem güney hem de kuzey bölgelerinde yapılan genel seçimlerde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti tüm Kore halkını temsil eden tek meşru devlet organı olarak kabul edilmiştir. Ancak daha sonra 1950 yılında başlayan Kore Savaşı sonunda Kore 38. Enlem sınır olmak üzere Kuzey ve Güney Kore olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kuzey Kore Komünist rejimi, Güney Kore ise demokrasi benimsenmiştir

 

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ GELİŞMELERİ

A-BATI BLOĞUNDAKİ GELİŞMELER

Truman Doktrini:

ABD Başkanı Truman ABD’nin, komünizmi durdurması gerektiğini, bunun da özgürlük ve bağımsızlığını korumak isteyen uluslara askeri ve ekonomik yardım yaparak mümkün olacağını belirtmiştir. Truman Doktrini Ortadoğu düzenini korumak ve Sovyet Rusya’nın yayılmasını engellemek için jeopolitik olarak önemli olan Türkiye ve Yunanistan gibi devletlere ekonomik ve askeri yardım yapılmasını öngörüyordu. Bunun üzerine ABD, Yunanistan’a 300 milyon, Türkiye’ye 100 milyon dolarlık yardım yapacağını belirtmiştir.

 

.● Truman Doktrini savas sonrası Amerikan dış politikasında, sonuçları günümüze kadar ulaşan, Amerika’nın Monroe Doktrini’ni terk ederek, SSCB’ye karşı aktif bir dış politika izlemesini sağlamıştır.

NOT:Türkiye bu yardım ile  uzun süre devam edecek olan ,ABD’nin askeri güdümüne girmiştir.

 

Marshall Doktrini ( Planı)

 

Marshall planı, II. Dünya Savaşından sonra 1947’de önerilen ve 1948–51 yılları arasında yürürlüğe konulan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (ABD, 16 Avrupa ülkesine 6 milyar dolarlık yardım yapmış ve SSCB bu plana karşı çıkmıştır.).

Marshall Planı, savaşta yıkılmış olan Avrupa’nın kalkınması için hazırlanmış olmasına rağmen, Türk hükümetinin isteği üzerine bu planda Türkiye’ye de yardım yapılmasına karar verilmiştir.

Avrupa ülkeleri aralarında gerekli işbirliğini gerçekleştirmek ve Marshall yardımlarını dağıtmak üzere Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)'nü kuruldu.

Marshall Planı savaş sonrası dönem dünyada "Soğuk Savaş”ın başlangıç dönemidir. Dolayısıyla ABD, ne pahasına olursa olsun Komünizmin yayılmasına set çekmek istiyordu.

 

 NATO

ABD’nin, SSCB’ye karşı (Komünizm yayılmacılığına karşı) oluşturduğu güvenlik örgütüdür.

Kuruluş Nedenleri:

a) ABD’nin dünyanın yeni bir barış düzenine kavuşturulması için SSCB ile işbirliği yapamaması

b) ABD’nin, Avrupa’da Komünist tehlikesine karşı, ‘Durdurma Politikası’nı benimsemesi

c) ABD’nin öncülüğünde oluşturulacak uluslararası bir örgütün dışında başka bir gücün SSCB’yi durduramayacağı düşüncesi

 

Bu nedenlerden dolayı ABD, 4 Nisan 1949’da 12 Batılı ülke ile birlikte NATO’yu kurdu. Böylece SSCB tehdidine karşı bir set oluşturarak “Batı Bloğu” kurulmuş oldu. Taraflar arasında imzalanan pakta göre; ortak savunmaları ile barış ve güvenliklerini korumak için birleşmiş oldukları belirtilerek, içlerinden birine yapılmış bir saldırının hepsine yapılmış sayılacağı belirtildi. Türkiye, 1950’de BM aracılığıyla Kore’ye asker göndererek Güney Kore’ye yardım etmiştir. Bu gelişmelerden sonra Türkiye NATO’ya üye olmuştur. (Türkiye ile Yunanistan 1952’de üye oldular).

 

Not: Günümüzde NATO’nun üye sayısı 26’dır. ( Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İngiltere, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fransa Hollanda, İspanya, İzlanda, İtalya, Kanada, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan)

 

Avrupa Konseyi

5 Mayıs 1949′da, Avrupalı 10 devletin katılımıyla kurulan birliktir. Bunlar: Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç’tir.

Birliğin amacı, üye ülkelerin ortak mallarını ve ilkelerini koruma ve yayma; iktisadi gelişimlerini sağlamak amacıyla, aralarında daha sıkı bir işbirliği oluşturmaktır.

Uyarı: 8 Ağustos 1949’da Strasburg’ta yapılan toplantıda Yunanistan, İzlanda ve Türkiye, Avrupa Konseyinin üyesi olmuştur. Avrupa Konseyi insan hakları, eğitim ve kültür alanında hizmet veren tüm Avrupa devletlerine açık olan konseydir. Bu kuruluş Avrupa Birliği Konseyi ile karıştırılmamalıdır.

 

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu

Schuman Planı :

9 Mayıs 1950'de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman'ın Batı Almanya ve Fransa'da çelik ve kömür üretimini denetleyecek tek bir organ oluşturması ve bu ortaklığın diğer Avrupa ülkelerinin üyeliğine ve Birleşmiş Milletlerin işbirliğine de açık tutulması konusunda önerdiği plandır. Bu plan 18 Nisan 1951’de Batı Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya Dışişleri Bakanlarının katıldığı Paris konferansında kabul edilmiş ve Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1958 Roma Antlaşmasıyla,"Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu"na (EURATOM) dönüştü.

 

Avrupa Ekonomik Topluluğu

Avrupa Ekonomik Topluluğu, 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluk, Altı kurucu üye arasında, (Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya) ekonomi politikalarının yaklaştırılmaları yoluyla bir ortak pazarın kurulmasını, ekonomik faaliyetlerin uyum içinde gelişmesini, dengeli ve sürekli bir gelişme sağlanmasını, istikrarın artmasını, Topluluk üyesi ülkeler arasındaki ilişkilerin daha sıkılaştırılmasını öngörmekteydi.

Ortak Pazar adı ile anılan AET’nin kuruluşundan sonraki ilk on yıla “geçiş dönemi” adı verilmiştir. 1965 yılında Füzyon Antlaşması ile “Avrupa Topluluğu” kurulmuş (1990), Maastricht Antlaşması ile de “Avrupa Birliği” adını almıştır (1994).

 

B. DOĞU BLOKU’NUN KURULMASI VE ÖNEMLİ GELİŞMELER

Kominform:

Stalin, 5 Ekim 1947'de "Amerikan emperyalizminin bir aleti" olarak tanımladığı Marshall Planı'na (Avrupa Ekonomik Kalkınma planı) karşıt bir girişim olarak; SSCB, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Yugoslavya, Fransa, İtalya komünist partileri liderlerini bir araya getiren Kominform'u kurmuştur. Kominform, görünüşte Marshall Planı'na mukabele amacına yönelik bir adım olarak takdim edilmişse de, gerçekte amacı, dünya ve özellikle Avrupa Komünist hareketinin koordinasyonu ve Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ertesinde lağvedilen 3. Enternasyonal'in fonksiyonlarını üstlenmekteydi.

 

COMECON (Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi) (25 Ocak 1949)

Sovyet Rusya, ABD’nin Truman ve Marshall planlarına karşılık Ocak 1949’da Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Romanya ile COMECON’u kurmuştur. Bu konseye daha sonra Arnavutluk, Alman Demokratik Cumhuriyeti ve Küba’da katılmıştır. Doğu Bloğu ülkeleri olarak anılan bu ülkeler daha sonra NATO’ya karşı 1955’te Varşova Paktı’nı kurmuşlardır.

 

Varşova Paktı (14 Mayıs 1955)

14 Mayıs 1955'te S.S.C.B, Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Doğu Almanya ve Arnavutluk (1968'de çekildi) tarafından kurulmuştur. Kurulma amacı NATO saldırısına karşı Doğu Avrupa ülkelerini savunmaktır.

 Antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Sürenin bitiminden bir yıl önce, anlaşmayı sona erdirme isteğinin belirtilmemesi durumunda, anlaşma 10 yıl daha uzayacaktır.

Varşova Paktı’nın en yüksek siyasal organı Siyasal Danışma Komitesi’dir(CPC).

 

SSCB’nin Yayılmasına Karşı Tepkiler

 Yugoslavya’nın Kominform’dan Çıkarılması

Yugoslavya'nın Kominform'dan ve Moskova'dan kopmasında:Diğer uydu ülkelerde olduğu gibi, Sovyetlerin , Yugoslavya'yı da tam manasıyla kontrolleri altına almak İstemelerine  Yugoslav lideri Tito’nun müsaade etmemesidir.

 Tito Yugoslavya'da kendi komünist rejimini kurduktan sonra Moskova’ya dayanmakla beraber, onun kendisine özgü tasarıları vardı. Tito, kendisini Balkanların lideri yapmak istiyor ve bir Balkan Federasyonu kurmak istiyordu. Bu ise Sovyetleri ürküttü.

Sovyetler, Tito'nun da aynen Sovyet komünizmini ve sistemini tatbik etmesini istemişler, Tito ise buna karşı gelmiştir.Bu durum Yugoslavya’nın kominform’dan çıkarılmasına neden olmuştur.

NOT:Yugoslavya'nın Nazi işgalinden kurtulmasında Sovyetlerin herhangi bir katkısı olmamış Yugoslav halkının mücadelesi sonrası ülke işgalden kurtarılmıştır.Bu durum Yugoslav Lideri Tito'ya daha bağımsız hareket etme imkanı vermiştir.

Çin – SSCB Anlaşmazlığı

SSCB’nin 1956 yılında Cominform’un kaldırılması kararını alması komünizmin dünya çapındaki zaferini isteyen komşu komünist devlet Çin Halk Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği'nin arasını daha da açmıştır. Bu Çin-Sovyet görüş ayrılığı 1967'de Muhafızların Pekin'deki Sovyet elçiliğini kuşatmasıyla patlak vermiştir.

1969'da da Çin – Sovyet sınırında anlaşmazlıklar yaşanmıştır.

 

Macaristan’da Tepkiler

Macarlar Sovyet Rusya destekli Komünist idareyi kaldırmak üzere 23 Ekim 1956′da başkaldırdılar. Bir öğrenci mitingi şeklinde başlayan olaylar bir anda tüm ülkeye yayıldı. Fakat Rus tankları devreye girerek İhtilali kanlı bir şekilde bastırdı.

 

Çekoslovakya’da Tepkiler

1967 yılında Çekoslovakya Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Alexander Dubçek’in getirilmesiyle “Prag Baharı” denilen olaylar başlamıştır. Dubçek’le

başlayan "milli komünizm", "insancıl komünizm" gibi liberal sayılabilecek hareketler Sovyetlerin 1968 Ağustosunda bu ülkeyi askerleriyle işgal etmesiyle sona ermiştir.

 

C) ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER

Süveyş Krizi

 23 Temmuz 1952’de Hür Subaylar Komitesi’nin yaptığı askeri darbeyle yarbay Cemal Abdünnasır Mısır’ın yönetimini ele geçirmiştir.

1956 yılında Nasır, yıllık 100 milyon dolar geliri olan İngiliz – Fransız ortaklığındaki Süveyş Kanalı’nı millileştirdiğini ilan etti.

Nasır’ın Süveyş’in milletlerarası kontrole bırakılması teklifini reddetmesi üzerine İngiltere, Fransa ve İsrail bir araya gelerek Süveyş’i ele geçirmek için bir plan hazırladı.

Bu plan gereğince İsrail, 29 Ekim 1956 günü birdenbire Mısıra karşı saldırıya geçti.

İngiltere ve Fransa’nın amacı kanalı ele geçirmek ve Nasır’ı iktidardan indirmekti.

Planın ABD’den habersiz yapılması ABD’nin sert tepki göstermesine ayrıca SSCB’nin de Nasır’a yardım edeceğini bildirmesi ile III.Dünya savaşı tehlikesini ortaya çıkması  İngiltere ,Fransa ve İsrail’in Süveyş’ten çekilmesini sağladı.

 

 

Bağdat Paktı

Fransa ve İngiltere’nin Ortadoğu’daki etkinliğini azalınca Sovyet Rusya'nın Orta Doğu'ya sızmasını önlemek maksadıyla Orta Doğu ülkeleri arasında bir ittifak kurma fikri, esasında Amerika'dan gelmiş, fakat fikir Türkiye tarafından gerçekleştirilerek, 1955 Şubatında Türkiye ile Irak arasında Bağdat'ta bir ittifak antlaşması imzalanmıştır. Nisan 1955'te İngiltere, Eylül 1955'te Pakistan ve Kasım 1955'te İran Bağdat Paktına katılarak, ittifak genişletilmiştir.

Amerika, Arap devletlerinin tepkisini fazla çekmemek için pakta resmen üye olmadı, ama üye devletlere askeri teknik ve ekonomik yardımda bulunacağını belirterek paktın güçlenmesine çalıştı. Bağdat Paktı'nın kurulması Türk-Sovyet ilişkilerini daha da gerginleştirdi. Ayrıca, Irak hariç Arap devletleri ile Türkiye arasındaki münasebetler olumsuz bir seyir takip etmeye başladı.

 

CENTO

Irak’ta yapılan askeri darbenin ardından monarşinin yıkılması üzerine 24 Mart 1959'da da Irak, Bağdat Paktı'ndan çekildiğini resmen açıkladı. Irak'ın ayrılmasından sonra Pakt'ın merkezi Ankara oldu. 18 Ağustos 1959'da da Bağdat Paktı'nın adı 'Merkezi Antlaşma Örgütü" yani "CENTO" olarak değiştirildi.

Daha sonra Pakistan ve İran’ın da pakttan ayrılması ile Türkiye, 13 Mart 1979'da, bu durumda CENTO'nun bölgedeki işlevini fiilen kaybettiğini, örgütün ilgili anlaşma hükümleri gereğince sona erdirilmesi için gerekli işlemlerin yapılacağını açıkladı. Böylece, Bağdat Paktı'nın bir devamı şeklinde olan CENTO, hukuken olmasa bile fiilen sona ermiş oldu.

 

Eisenhower Doktrini

Orta Doğu ülkelerine komünizm hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı koymalarına yardım etmek amacıyla ABD başkanı Eisenhower’in  5 Ocak 1957 de Kongreye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajının kongre tarafından kabul edilmesidir.

Amaç Orta doğu’da SSCB etkisini azaltmak ve bölgede komünizmin yayılmasını engellemektir.Türkiye bu doktrine destek vermiştir.

Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.

 

İsrail’in Kurulması ( 1948)

 

Siyonizm: Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını sağlamak için Yahudi gazeteci Theodor Herzl tarafından 19. yy sonlarında Viyana’da başlatılan harekete Siyonizm denir.

1832 yılından itibaren Yahudiler, Osmanlı toprağı olan Filistin’e yerleşmeye başladılar. O dönemde Osmanlı padişahı olan II. Abdülhamit’ten toprak istediler fakat bu istekleri reddedildi. I. Dünya Savaşı sırasında ABD Başkanı Wilson, Yahudi sorunuyla ilgilenmeye başladı.

İngiltere ise 1917’de Balfour Deklarasyonu ile ABD Başkanı’nın bu tutumunu destekleyince Yahudi sorunu uluslararası platformda iyice gündeme gelmeye başladı. Balfour Bildirisi ile Yahudiler, İngiltere’den Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devleti kurulması sözünü aldılar. İngilizlerin izni ile bu bölgeye yoğun Yahudi göçleri oldu.

II. Dünya savaşından sonra İngiltere, Filistin’deki manda yönetimine son verdi. Bu durum İsrail devletinin kurulmasına zemin hazırladı. Mayıs 1948’de Tel Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Bu durum Filistin sorununu ortaya çıkarttı (Filistin topraklarında kurulan Yahudi Devletini ilk olarak ABD tanıdı 3 gün sonra da SSCB tanıdığını açıkladı).

19.yy sonlarına doğru Filistin’e gelip yerleşen Yahudilerin İsrail Devleti’ni kurmalarıyla ülkelerinden zorla çıkarılan ve göçmen olarak çeşitli ülkelerde zor şartlar altında yaşamak zorunda bırakılan 5 milyon Filistinlinin ülkelerine dönmek ve bağımsız bir devlet kurmak için yaptıkları mücadeleye Filistin Sorunu denir. İngiltere sorunu çözmek için BM’ye başvurdu. BM ise Kasım 1947’de aldığı bir kararla:

a) Filistin’in, Araplar ve Yahudilerce kurulacak 2 devlet arasında bölünmesini,

b) Kudüs ve çevresine uluslararası bir statü verilmesini kararlaştırdı.

Bu kararlara Filistinliler ve Arap ülkeleri tepki gösterdi. İngiltere’nin Filistin’den çekildiği gün İsrail Devleti’nin kurulduğu açıklandı (14 Mayıs 1948). Bu durumu kabul etmeyen Araplarla, Yahudiler arasında savaşlar başlamış oldu. Yoğun bir şekilde Arap- İsrail çatışmaları sürdü.

İsrail devletinin kuruluşundan bir gün sonra Arap Birliği’ne bağlı ülkeler, (Mısır- Ürdün- Suriye- Lübnan- Irak) İsrail’e saldırdıysalar da aylarca süren savaşları İsrail kazanmıştır. İsrail, bu savaşlarda Filistin’in büyük kısmını, Kudüs’ün batı kesimini ele geçirdi. Böylece Filistin paylaşılmış oldu.

İsrail Araplarla yaptığı muharebelerde çok başarılı olduğu için, ateşkes anlaşmalarının çizdiği fiili sınırlar içindeki İsrail toprakları, Birleşmiş Milletlerin taksim kararında kendisine verilenden çok genişti. İsrail, Filistin topraklarının hemen hemen dörtte üçünü ele geçirdi.

 

İsrail Devletinin kurulması ve yaşanan savaşlar nedeniyle Filistinliler mülteci durumuna düşerek ülkeleri dışına çıktılar, diğer Arap komşu ülkelere sığındılar. Savaşlarda başarılı olan İsrail, hiç yenilmeyerek kazançlı çıkmıştır. Filistinliler ise seslerini duyurmak amacıyla uçak kaçırma, bombalı saldırılar düzenleme gibi eylemler yaptılar.

 

D) UZAKDOĞUDAKİ GELİŞMELER

Avrupa'da NATO'nun ve dolayısıyla Doğu ve Batı blokları arasında dengenin kurulması üzerine, bu iki blok arasındaki çatışmalar ve soğuk savaş gelişmeleri, Avrupa'dan Uzak Doğuya kaymıştır.

Bu bölgede oldukça etkin konumda olan SSCB ve Çin’i rahatsız eden iki konu vardı. Bunlardan biri, Amerika'nın güney Kore'de bulunması diğeri de Fransa'nın da hala güney-doğu Asya'da, yani Hindiçin'inde bulunması ve Amerika'nın da Fransa'yı desteklemesiydi. Bunun içindir ki, 1950-54 arasında Uzak Doğu çatışmalarının iki temel gelişmesi Kore Savaşı ile Hindiçini Savaşı olmuştur.

Kore Savaşı

1945 Mayısında Amerika ile Sovyet Rusya arasında yapılan bir anlaşmaya göre, savaş bittikten sonra Kore, Birleşik Amerika, Sovyet Rusya, İngiltere ve Çin'in ortak vesayeti altına konacaktı.

1945 Temmuzundaki Potsdam Konferansında da Sovyet Rusya Uzak Doğu savaşına katılmaya karar verince, askeri harekât bakımından Kore toprakları 38'inci enlem çizgisi ile ikiye ayrıldı ve bu çizginin kuzeyi Sovyet, güneyi de Amerikan askeri harekât sahası olarak kabul edildi.

Amerikan-Sovyet müzakereleri, öte yandan Birleşmiş Milletlerin çabaları, iki Kore'nin birleşmesini sağlayamadı.

Bunun üzerine Amerika, 10 Mayıs 1948 de güney Kore'de seçimler düzenledi ve bunun neticesinde de Syngman Rhee'nin başkanlığında Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu.

Sovyetler de Kuzey Kore'de 1948 Ağustosunda kendilerine göre bir seçim düzenlediler ve onlar da kuzeyde, 9 Eylül 1948 de Kore Halk Cumhuriyeti'ni kurdular.

Çin1949 sonunda komünist rejimin idaresi altına girince, Sovyetlerin Asya’daki kuvvet pozisyonları iyice güçlenmiş oluyordu.

SSCB ,Amerika’yı Asya kıtasından atmak için Moskova'nın talimatı ile Kuzey Kore kuvvetlerini 25 Haziran 1950 sabahından itibaren Güney Kore'ye karşı saldırıya geçirdi. Saldırının bütün sınır boyunca yapılması her şeyin önceden planlandığını gösteriyordu.

Amerika, Birleşmiş Milletleri derhal harekete geçirdi.Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri gereğince, Güney Kore'nin yardımına gönderilmek üzere, çeşitli milletlerin askerlerinden meydana gelen, fakat esas yükü Amerika'nın sırtlandığı bir Birleşmiş Milletler Kuvveti teşkil etti. Bu kuvvetin komutanlığına Amerikalı General Mc Arthur getirildi.

1950 Haziranında başlayan Kore savaşı, 1953 Temmuzunda Panmunjom Mütarekesinin imzası ile neticelenmiştir.

Bu mütarekeyle Kuzey ve Güney Kore arasındaki sınır yine 38'inci enlemdi.

Not: Türkiye Birleşmiş Milletler Kuvveti'ne bir tugaylık bir kuvvetle katıldı. Böylece Türkiye NATO’ya katılma yolunda önemli bir adım atmıştır.

 

SEATO

Vietnam Savaşı Amerika’yı, Kore Savaşından sonra almaya başladığı savunma tedbirlerini daha da kuvvetlendirmeye sevk etti.

SEATO veya Manilla Paktı denen Güney- Doğu Asya Antlaşma Teşkilatı (South East Asia Treaty Organization)  kollektif savunma sistemi, Eylül 1954 de, Amerika İngiltere ve Fransa ile Uzak Doğu ülkelerinden Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland ile Pakistan'ın katılması ile kurulmuştur.

SEATO'nun imzalanması ile Amerika Sovyet Rusya ve müttefiki Çin etrafında, Avrupa'nın Atlantik kıyılarından Pasifiğe kadar uzanan bir ittifaklar çemberi meydana getirmiş oluyordu.

 

E) SÖMÜRGECİLİĞİN SONA ERMESİ

a) ASYA

 Hindistan

Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri olan Gandi ilk olarak Güney Afrika'da Hint topluluğunun vatandaşlık hakları için barışçı başkaldırı uyguladı. Afrika'dan Hindistan'a döndükten sonra yoksul çiftçi ve emekçileri baskıcı vergilendirme politikasına ve yaygın ayrımcılığa karşı protesto etmeleri için örgütledi.

Gandi Hindistan'da alınan Britanya tuz vergisine karşı 1930'da yaptığı 400 kilometrelik Gandi Tuz Yürüyüşü ile ülkesinin Britanya'ya karşı başkaldırmasına öncülük etti. 1942'de Britanyalılara açık çağrıda bulunarak Hindistan'ı terk etmelerini istedi.

II. Dünya Savaşı’nın oldukça yıpranmış çıkan İngiltere daha fazla karşı koyamadı ve 14 Ağustos 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.

 

 Pakistan

 "Pakistan" adı ilk olarak, İngiltere´de öğrenim gören Müslüman öğrenciler tarafından 1940 yılında ortaya kondu.

Müslüman Ligi  Muhammed Ali Cinnah'ın başkanlığındaki 23 Mart 1940 tarihli oturumunda Hindistan'ın Müslümanlar ve Gayrimüslimler arasında bölünmesi kararını aldı.

14 Ağustos 1947 yılında Muhammed Ali Cinnah, Pakistan Genel Valisi olmuş ve Pakistan bağımsızlığını kazanmıştır.

 

b) Afrika

I. II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945’te Afrika’da Fas, Mısır, Liberya ve Britanya Uluslar Topluluğuna bağlı olan Güney Afrika devletleri bulunuyordu.

Afrika’da  sömürgeye sahip İngiltere , Fransa, Almanya, Belçika, Portekiz ve Hollanda’nın savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalması buna karşı Afrika devletlerinin ekonomik yönden güçlenmeye başlamaları ve milliyetçiliğin güçlenmesi kıtadaki sömürgeciliğin zayıflamasında etkili olmuştur.

Bu yönde atılan ilk adım 1957 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanan Gana olmuştur.

Arkasından Nijerya ,(1960)  Gambiya ( 1965),Kenya , Tanganika ve Uganda’da bu dönemde İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanmıştır.

 

Cezayir

Fransa’ya karşı Afrika’da başlayan en önemli bağımsızlık hareketi Cezayir’de olmuştur. İkinci Dünya Savaşında(1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezayirliler gösterdikleri fedakârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sahip olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı.

Milli Kurtuluş Cephesi ve Cezayir Ulusal Hareketi’nin Fransa’ya karşı mücadelede teşkilatlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silahlı mücadele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücadele 1962’de Evian Antlaşması'nın imzalanması ve Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığın kazanılmasıyla neticelendi.

 

● 1911 yılında İtalya’nın hâkimiyetine giren Libya (Trablusgarb) müttefik devletlerin yardımı ile 1951 yılında yabancıların idaresi son bularak Libya Krallığı kuruldu.

 

F) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Türkiye II. Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’nin baskısı üzerine Batı Bloğu’na yakın bir politika izlemeye önem vermiştir. Bu durumun nedenlerine baktığımızda:

II. Dünya Savaşı sona ermeden 19 Mart 1945’te Moskova Büyükelçisi Selim Sarper’i kabul eden Molotov, Sovyet hükümetinin günün şartlarına ve II. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan yeni duruma uygun olmadığı için esaslı değişiklikleri geciktirdiğine inandığı 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşmasını feshettiğini bildirmiştir.

Türkiye’nin yeni bir anlaşmanın yapılması önerisine karşı 7 Haziran 1945’te Molotov, Büyükelçi Sarper’e iki ülke arasında yeni bir antlaşma yapılabilmesi için; Boğazların Türkiye ile birlikte savunulması, bunu sağlamak için de Sovyetlere Boğazlarda deniz ve kara üsleri verilmesi, Montreux Sözleşmesinin değiştirilmesi, Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliği’ne iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Sovyet notası üzerine ABD ve İngiltere ile durumu görüşen Türkiye, bu istekleri reddetmiştir.

Bu ortamda Türkiye, Sovyet tehlikesine karşı bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla, 1939 yılından itibaren ittifak içinde bulunduğu İngiltere’nin ve savaş sonunda dünyanın en güçlü devleti olarak ortaya çıkan ABD’nin desteğini aramıştır. Ancak başlangıçta istediği desteği elde edememiştir.

Bu arada Yunanistan’da iç savaş başlaması ve komünizm tehlikesinin güçlenmesi üzerine İngiltere’nin de telkinleriyle ABD, Türkiye ve Yunanistan’a Truman Doktrini çerçevesinde yardım yapmaya başlamıştır.

12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan ikili antlaşmasını, 4 Temmuz 1948’de imzalanan ekonomik işbirliği antlaşması takip etti. Anlaşmadan sonra Marshall Planı çerçevesinde 1949–1951 yılları arasında Türkiye’ye ABD ekonomik yardım yaptı. 1951 yılından sonra bu yardım “Ortak Savunma Programı”na dâhil edilecektir.

 

Türkiye’nin NATO’ya üye olması

Türkiye’nin bu dönemde Avrupa Konseyi’ne üyeliğinin kabul edilmiş olmasına rağmen NATO’ya üye olma girişimleri özellikle İngiltere olmak üzere bazı Avrupalı devletler tarafından siyasi, ekonomik ve kültürel gerekçelerle reddedildi.

Bu arada Türkiye’de DP’nin iktidara gelmesiyle beraber liberal eğilimli bir politika izlemesi ABD ile ilişkileri yeni bir istikamete yönlendirmişti.

Bu durumu fırsat bilen DP yönetimi meclis kararı olmadan 4.500 kişilik bir askeri gücü ABD’nin önderliğini üstlendiği NATO kuvvetlerine yardımcı olması için Kore’ye gönderdi.Kore savaşı sonrası Türkiye ve Yunanistan NATO üyesi oldu.

 

Avrupa Konseyi’ne Üyelik

Türkiye 8 Ağustos 1949’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin davetiyle beraber Yunanistan ve İzlanda ile birlikte konseye katılmıştır.

Türkiye’nin AVRUPA Konseyi’ne girmesinde; batı bloğuna yakın olma amacı, ABD ile ilişkileri güçlendirme isteği, Avrupalı devlet statüsünde sayılma ve Türkiye’nin Avrupa ile her türlü alanda bütünleşme sağlama amaçları etkili olmuştur.

 

Balkan İttifakına Katılma

Türkiye,Yunanistan ve kominformdan çıkarılan Yugoslavya  arasında başlayan yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiş ve 28 Şubat 1953'te Ankara'da üç ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir "Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" imzalanmıştır.

9 Ağustos 1954'te üç ülke arasında Bled Antlaşması imzalanmıştır.

Bu antlaşmaya göre taraflar, aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı kendilerine de yapılmış sayarak askeri güç de dahil her türlü önlemi alacaklardı.

Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve 1955'ten itibaren Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da Pakt 1960 yılına kadar devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.

 

 

G) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRKİYE’DE MEYDANA GELEN ÖNEMLİ GELİŞMELER

a) Siyasi Gelişmeler

Çok Partili Hayata Geçiş:

II. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte Türkiye’nin Sovyet tehdidine maruz kalması ayrıca batı ve demokratik devletler topluluğunda yer almak istememiz Türkiye’de çok partili hayata geçişi  kolaylaştırmıştı.

İsmet İnönü yayınladığı 12 Temmuz beyannamesi ile Türkiye’nin tek eksiğinin muhalefet partileri olduğunu ,ve çok partili hayata geçişin devlet meselesi olduğunu belirtmesi çok partili hayata geçişte oldukça etkili olmuştur.

 

Temmuz 1945’te iş adamı Nuri Demirağ Başkanlığında “Milli Kalkınma Partisi” kuruldu. Bu parti, çok partili hayata geçişte kurulan ilk parti oldu. Yurt genelinde etkili olamayan bu parti seçimlere gidemeden kapandı.

 

 Demokrat Parti’nin (DP) Kuruluşu

 CHP’nin içinde Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu  tartışmaları sırasında parti içindeki müstakil grup olarak adlandırılan  muhalefet sesini daha da yükseltmiş ve bu kanunu sert bir şekilde eleştirerek CHP komisyonlarında  görüşülmek üzere dörtlü takriri yayınlamışlardır.

Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın verdiği “ Dörtlü Takrir”in reddi üzerine bu kişilerin parti kurma çalışmalarına başlamıştır.

Partiden, yazdıkları sert yazılar nedeniyle ihraç edilen Menderes, Köprülü ve Koraltan’a CHP’den ve milletvekilliğinden istifa eden Bayar’da katıldı. Celâl Bayar, 1 Aralık 1945'te parti kuracaklarını açıkladı. İnönü tarafından Çankaya Köşkü'ne çağrılan Celâl Bayar, cumhurbaşkanından gerekli desteği aldıktan sonra 7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kuruldu.

 

1946 Seçimleri

DP’nin baskıları üzerine CHP Milletvekili Seçim Yasası’nı değiştirmiş ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa tek dereceli seçim esasına geçilmiştir.

Ancak seçimlerin gerek ,Demokrat Partinin teşkilatlanmasını tamamlamadan yapılması gerekse de açık oy gizli tasnif yönteminin uygulanması seçimlerden CHP’nin zaferle çıkmasına neden olmuştur.Bu seçimler şaibeli seçimler olarak tarihe geçmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi 396, Demokrat Parti 65 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazanmıştır.

1950 Seçimleri

Türkiye tarihinin ilk demokratik seçimleridir. Bu genel seçim ile TBMM 9. dönem milletvekilleri seçilmiştir. Bu seçimlerde ilk defa "gizli oy, açık tasnif" sistemi uygulanmıştır.

 

Demokrat Parti İktidarı

Demokrat partinin kurulmasından sonra CHP içerisindeki radikaller ve tek parti taraftarları ile DP’liler arasında çok sert tartışmalar gerçekleşti.Bu tartışmalara İsmet İnönü 12 Temmuz Beyannamesi ile son noktayı koydu.

Not: Bu beyannamenin yayınlanmasından sonra partinin CHP’ye bağlı güdümlü bir demokrasi yürüttüğünü öne süren Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk ,20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni (MP) kurdu.

14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye'de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi.1923'ten beridir tek başına ülkeyi idare eden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı halkoyu ile Demokrat Parti'ye devretti. Seçim sonuçlarına göre DP %52.7 oy alarak 408 milletvekilliği kazanmıştı.CHP %39.4 ile 69 milletvekili ile temsil edilme hakkı kazandı.Millet Partisi 1,bağımsızlar 9 milletvekiline sahip oldular.

Atatürk'ten sonra 11,5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık ana muhalefet lideriydi.22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı.Refik Koraltan meclis başkanlığına seçildi.Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı, İzmir milletvekili Celâl Bayar 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.Hükümeti kurmakla DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi.Aynı gün Menderes kendisinin ilk cumhuriyet'in 19.hükümetini kurdu.

Not: 1950 seçimleri tarihimizde "Beyaz Devrim" olarak adlandırılmıştır.

Bu dönemde Türkiye’ye Marshall Planı çerçevesinde ABD yardımları başladı. NATO’ya üyelik kabul edildi.

 

1954 Seçimleri

2 Mayıs 1954 seçimlerinde Demokrat Parti gücünü iyice arttırdı.DP 5,1 milyon oy alarak, Türkiye Cumhuriyeti Genel Seçimleri tarihinde (bugüne kadar) kırılamamış bir oy rekoru kırdı. Parti toplam oyların %57,5'luk kısmını almıştı.

TBMM,17 Mayıs 1954'te açıldı.Celâl Bayar 513 milletvekilinin katıldığı oylamada 486 oy alarak bir defa daha cumhurbaşkanlığına seçildi.

 

27 Ekim 1957 Seçimleri

Ekonomide yaşanan darboğaz ve siyasi çalkantılar nedeniyle DP seçimleri bir yıl önceye aldı.27 Ekim 1957 günü yapılan seçimler öncesinde kampanya oldukça sert geçti. Seçimler iktidarı zayıflattı, muhalefetin elini güçlendirdi. Seçimler öncesinde muhalefetin seçimlere bir cephe halinde girmesini engelleyen DP,yine de oy kaybından kurtulamadı. Sonuçlara göre DP %47,9 oyla 424 milletvekili çıkardı.

Celâl Bayar 610 milletvekilinden 413 DP milletvekilinin katıldığı oylamada 413 oy alarak üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçildi.

Bu dönemde ekonomide ortaya çıkan olumsuzluklar hükümete karşı eleştirileri artırdı. Hükümetin Vatan Cephesi kurma ve muhalif gazeteleri kapatma gibi baskıcı politikası yanında CHP liderlerine de saldırılar başladı.

Vatan Cephesi:

Başbakan Adnan Menderes’in emri ile kurulan bu sivil toplum kuruluşu DP’nin sivil ayağı gibi hareket etmiştir.Devlet memurlarının da üye olabildiği bu örgüte katılanlar günlük olarak radyodan ilan edilerek örgüte katılım özendirilmiştir.

 

 27 Mayıs Askeri Müdahalesi

İktidar – Muhalefet arasındaki çekişme hükümetin muhalif düşüncede olanları tutuklamaya kadar geniş yetkilere sahip bir Tahkikat Komisyonu kurmasına yol açtı.Muhalefetin kışkırtıcı tavrı,iktidarı daha da sertleştirmiş ve çatışma sokağa da sıçramıştır. İstanbul ve Ankara’da çıkan öğrenci olayları askerler tarafından desteklenmiş ve polisin yakaladığı göstericiler asker tarafından serbest bırakılmış bu da önemli bir güvenlik sorununu ortaya çıkarmıştır.Bütün bu  olaylar bu şehirlerde sıkıyönetimin ilan edilmesine yol açmıştır.

Bütün bu gelişmeler adeta darbe için zemin hazırlamak türünden gelişmeler idi.İsmet İnönü’nün   "Şartlar  olgunlaşırsa ihtilal meşru olur" sözleri de  Milli Birlik Komitesi üyelerini cesaretlendirmiş ve MBK  Türk Silahlı Kuvvetleri adına ülke yönetimine el koymuştur.Kara Kuvvetleri Komutanı Org.Cemal Gürsel başkanlığında bir hükümet kuruldu. Siyasi faaliyetler askıya alındı.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar,TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Parti'liler tutuklandı. Demokrat Parti, 29 Eylül 1960'da kapatıldı.

Milli Birlik Komitesi idam cezalarından üçünü onayladı.Tutuklu bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül 1961'de,Başbakan Adnan Menderes ise ertesi gün İmralı Adası'nda idam edildi.Celâl Bayar ve Refik Koraltan ile 11 kişinin idam cezası ömür boyu hapse çevrildi.

NOT:27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi hiyerarşi dışı bir müdahaledir,emir komuta zinciri içerisinde yapılmamış daha çok düşük rütbeli subaylar tarafından gerçekleştirilmiştir.

 

1961 Anayasası

1961 Anayasası olarak bilinen anayasa değişikliği, 1924 Anayasası'nı yürürlükten kaldırmıştır. Milli Birlik komitesi ve Temsilciler meclisinin çalışmaları sonucu hazırlanan anayasa  9 Temmuz 1961'de halkın oyuna sunularak oylamaya katılanların %60,4’ütarafıdan kabul edilmiştir. 1982 Anayasasına kadar yürürlükte kalmıştır.

 1961 Anayasası ile;

- Güçler ayrılığı ilkesi benimsendi

- Yasama gücü: Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi olmak üzere iki meclistir.

- Yürümenin dışında bağımsız yargı organları kurulmuştur.

- TBMM’nin çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.

- Yürütmenin, yönetimin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiştir.

- Yani TBMM egemenlik hakkı kullanan tek organ olmaktan çıktı Anayasa'da sözü edilen yetkili organlardan biri olmuştur.

- Kişi  temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmıştır.

- 1961 Anayasası ile tam bir parlamenter sisteme geçilmiştir.

-İlk defa bu anayasa ile toplu sözleşme ve grev ve lokavt hakları verilmiştir.(sosyal ve ekonomik haklar)

-Üniversiteler ve TRT özerk hale getirildi.

-Demokratik, sosyal ve hukuk Devlet Anlayışı güçlenmiştir.

 

b) Ekonomik Gelişeler

-1946 yılında yapılan kur ayarlaması ile TL'nin değeri %53,6 oranında düşürülerek 1 Amerikan Doları karşılığı 2,80 TL olarak kur sabitlenmiştir. Bu dönemde yapılan kur ayarlaması nedeni, savaş sonrası uluslararası fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarına uyum sağlayarak ihracatı artırmaktı. Ancak bu kur ayarlaması istenilen sonuçları vermemiştir.

1947 yılında IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlara üyelik kabul edildi.

- 1947 Türkiye  İktisadi Kalkınma Planı hazırlanarak Marshall Planı çerçevesinde alınacak yardımlar için gerekli hazırlık yapılmıştır. Bu plan tarım, haberleşme,sulama, enerji, demir-çelik, maden ve sanayi alanları  temel etkinlik noktaları olarak kabul ediyor ve tarımsal gelişe üzerinde odaklaşıyordu

Türkiye 1948’de Marshall Planı yardımı  kapsamına alınarak OEEC’ye (Avrupa İktisadi İşbirliği Örgütü) üye olmuştur.

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle yeni hükümet devletin ekonomik yaşamındaki etkinliklerini sınırlamaya ve özel kesimin gelişmesini desteklemeye önem vermiştir.

1950-1953 döneminde gerek tarımda gerekse sanayileşmede önemli gelişeler sağlanmıştı. Tarımın makineleşmesi, kredi imkânları ile  tarım  için belirlenen yüksek fiyat politikası ile birlikte iklimin elverişi olması bu dönemde tarım  üretimini artırmıştır.

-Aynı zamanda, yabancı sermaye girişini kolaylaştırıcı uygulamalar, para arzının  artması ithalatın sınırlandırılması ve dış  krediler ile yardımlar sayesinde de hızlı bir gelişme gözlenmiştir.

-Plansız ekonominin ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve ardından gelen askeri müdahale üzerine 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla tekrar planlı ekonomiye geçilmiştir.

 

Kaynak:Çetin YAĞLI

cyagli@hotmail.com

http://facebook.com/yaglicetin

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık